Özsaygı sorunu yaşayan genç yetişkinler, başkalarının bedenlerini nasıl değerlendirdiği konusunda endişeliyken sağlıksız beslenme alışkanlıklarına daha yatkın olabilirler. Yeni araştırmalar, bu durumun özellikle kadınlar arasında daha belirgin olduğunu ve geçiş ve baskı ile dolu bir yaşam evresinde önemli bir zihinsel sağlık riski oluşturduğunu öne sürüyor. Bulgular Psychology International dergisinde yayımlandı.

Genç yetişkinlik, genel olarak geç ergenlik ve yirmili yaşları kapsayan bir dönemdir; bu dönemde birçok kişi evden ayrılır, üniversiteye veya işe başlar ve kimliklerini yeniden şekillendirirler. Bu değişimler zihinsel sağlık üzerinde baskı oluşturabilir ve beslenme davranışları da bunlarla birlikte değişebilir. Bazıları için beden imajı ve yiyecek konusundaki endişeler azalmaktan çok artmaya başlar.

Çalışma, Yunanistan'daki yaklaşık 500 üniversite öğrencisini inceledi; çoğu yirmili yaşlarının başındaydı ve özsaygı, bedenle ilgili kaygılar ve beslenme tutumlarının nasıl etkileşimde bulunduğunu araştırdı. Katılımcılar, kendilerini nasıl gördüklerini, sosyal durumlarda fiziksel görünüşleri hakkında ne kadar endişeli hissettiklerini ve yiyecek etrafında nasıl düşündüklerini ve davrandıklarını ölçen psikolojik anketleri tamamladılar.

Araştırmacılar, düşük özsaygının, başkalarının bedenimizi nasıl algıladığına dair daha büyük bir kaygı ile yakından ilişkili olduğunu buldular. Bu kaygı, sosyal fizik kaygısı olarak bilinir ve bunun sonucunda aşırı diyet yapma veya kilo ve şekil takıntısı gibi daha sorunlu beslenme tutumları ile ilişkilendirildi.

Önemli bir şekilde, bu bedenle ilgili kaygı dikkate alındığında, özsaygının tek başına sağlıksız beslenme tutumlarını doğrudan tahmin etmediği görüldü. Bu, sağlıksız yeme alışkanlıklarını tetikleyen şeyin sadece düşük özsaygı değil, insanların sosyal ortamlarda görünüşlerinin değerlendirildiğini düşündüklerinde hissettikleri sıkıntı olduğunu öne sürüyor.

Cinsiyet farklılıkları dikkat çekiciydi. Çalışmadaki kadınlar, ortalama olarak daha düşük özsaygı, daha yüksek düzeyde bedenle ilgili sosyal kaygı ve erkeklere göre daha sık sağlıksız beslenme tutumları bildirdiler. Katılımcıların yaklaşık beşte biri, bir yeme bozukluğu riski gösterecek düzeyde puan aldı; bu grubun büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturuyordu.

Bedenle ilgili kaygı ve beslenme tutumları arasındaki ilişki kadınlar için önemli ölçüde daha güçlüydü; bu da görünümle ilgili sosyal baskıların onlara daha fazla yük bindirdiğini gösteriyor. İncelik ve sürekli karşılaştırmayı vurgulayan kültürel idealler, genellikle sosyal medya aracılığıyla artırılan bu dengesizliğe katkıda bulunuyor.

Araştırma Yunan öğrencileri üzerine odaklansa da, bulgular birçok Batı toplumunda görülen daha geniş endişeleri yansıtıyor. Genç yetişkinler, hem çevrimiçi hem de çevrimdışı olarak idealize edilmiş beden imajlarına ve görünüşe dayalı değerlendirmelere giderek daha fazla maruz kalıyorlar. Kendileri hakkında belirsizlik hissedenler için bu, yiyecek etrafında bir kaygı ve kontrol geri bildirim döngüsü oluşturabilir.

Yazarlar, önleme çabalarının yalnızca beslenme davranışına odaklanmaması gerektiğini ve gençlerin sosyal ve görünüş odaklı bağlamlarda kendileri hakkında nasıl hissettiklerini ele alması gerektiğini öneriyorlar. Daha sağlıklı bir özsaygıyı desteklemek ve beden yargılamasıyla ilişkili kaygıyı azaltmak, özellikle genç kadınlar arasında düzensiz yeme riskiyi azaltmaya yardımcı olabilir.

Çalışma ayrıca erken farkındalığın önemini vurguluyor. Yeme bozuklukları genellikle 25 yaşından önce gelişiyor ve sağlıksız beslenme tutumları erken bir uyarı işareti olabilir. Bu davranışlara yol açan psikolojik yolları ele almak, önleme için daha etkili bir yol sunabilir.