Kadınların, sosyal medya bağımlılığı belirtileri geliştirme olasılığı erkeklerden daha yüksektir ve bu farkın büyük ölçüde platformların stres ve olumsuz duygularla başa çıkmak için nasıl kullanıldığıyla ilgili olduğu görülmektedir. Yeni araştırmalar, insanların Instagram, Facebook veya benzeri sitelere yönelme nedenlerinin, zihinsel sağlık riskleri açısından daha önce düşünüldüğünden daha önemli olabileceğini öne sürüyor. Bu bulgular, yetişkinler arasında kaygı, düşük ruh hali ve zorlayıcı sosyal medya kullanımına dair artan endişeleri desteklemektedir.
Alpha Psychiatry dergisinde yayımlanan çalışmada, ortalama yaşı 39 olan 300 yetişkinin, eşit şekilde erkekler ve kadınlar arasında dağıtıldığı yanıtları analiz edilmiştir. Katılımcılar, sosyal medya bağımlılığı belirtilerini ölçen yaygın bir ölçekle birlikte, sekiz farklı sosyal medya kullanım motivasyonunu ölçen detaylı bir anketi doldurmuşlardır.
Kadınlar, erkeklere göre sosyal medya bağımlılığı seviyelerini önemli ölçüde daha yüksek bildirmiştir. Genel bağımlılık puanları 6-30 arasında değişirken, daha yüksek puanlar daha büyük bir riski göstermektedir ve örnekteki ortalama puan 14.70 olarak belirlenmiştir. Yaş ve çeşitli psikolojik faktörler dikkate alındığında bile, erkekler ve kadınlar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı kalmıştır.
Araştırmacılar, bu farkın neden var olabileceğini incelemişlerdir. Ölçülen sekiz motivasyondan kadınlar dört tanesinde daha yüksek puan almıştır: bilgi arama, olumlu duyguları artırma, olumsuz duygularla başa çıkma ve sosyal medyayı boş zaman aktivitesi olarak kullanma. Ancak bu motivasyonlardan yalnızca biri, daha yüksek bağımlılık riskini açıkça açıklamıştır.
Stres, kaygı veya düşük ruh halini azaltmak için sosyal medyayı kullanma olarak tanımlanan başa çıkma motivasyonları, ana aracı olarak ortaya çıkmıştır. Başa çıkma durumu dikkate alındığında, erkekler ve kadınlar arasındaki bağımlılık puanlarındaki farkın büyük bir kısmı istatistiksel olarak açıklanabilmiştir. Eğlence veya zaman geçirmek için sosyal medyayı kullanma gibi diğer motivasyonlar bağımlılıkla ilişkilendirilmiş ancak çoklu karşılaştırmalar için düzeltmeler yapıldığında anlamlı kalmamıştır.
Pratikte, bu durum kadınların sorunlu sosyal medya kullanımına daha yatkın olabileceğini, bunun yalnızca daha fazla kullanmaları nedeniyle değil, aynı zamanda zor duyguları yönetmek için buna daha fazla başvurdukları için olduğunu önermektedir. Bu durum, kadınların daha yüksek depresyon ve kaygı oranları bildirdikleri ve çevrimdışı açık ifade konusunda sınırlamalarla karşılaşabilecekleri yönündeki daha geniş kanıtlarla uyumludur.
Çalışma ayrıca, sosyal medya bağımlılığının sekiz kullanım motivasyonu ile pozitif bir ilişki içinde olduğunu, en güçlü bağlantıların başa çıkma ve duygusal olarak yönlendirilen nedenler için gözlemlendiğini bulmuştur. Bu durum, sosyal ağ sitelerine yönelik davranışsal bağımlılığın, ruh hali değişimi, tolerans ve nüks gibi diğer zorlayıcı davranışlarla benzer özellikler taşıdığı fikrini desteklemektedir.
Araştırma kesitsel bir çalışma olduğu ve neden-sonuç ilişkisini kanıtlayamadığı için, bu durum önleme için potansiyel bir hedefi vurgulamaktadır. Ekran süresi sınırlarına odaklanmak yerine, müdahaleler duygusal düzenleme becerileri, stres yönetimi ve alternatif başa çıkma stratejileri üzerine odaklanabilir, özellikle zihinsel sağlık baskıları yaşayan kadınlar için.
Dünya genelinde 2025 yılında sosyal medya kullanıcılarının 5.41 milyara ulaşması ve günlük ortalama kullanım süresinin iki saati aşmasıyla, kimlerin en yüksek risk altında olduğunu anlamak giderek daha acil hale gelmektedir. Zihinsel sağlık uygulamaları, dijital refah ve sosyal ağların yetişkinlerdeki kaygı üzerindeki etkisi hakkında tartışmalar devam ederken, bu çalışma kaydırmanın arkasındaki duygusal nedenlerin, çevrimiçi geçirilen saatler kadar önemli olabileceğini önermektedir.
Yorumlar
(3 Yorum)